DÜŞLER MUALLÂKTA
Duygulara saplandı hançer, düşler muallâkta
İnancım zihnimde dirayetimi sorguluyor
Sadakatim vefam her vakitte olsa da pakta
Yaşamam gizemlerle ölümümü kurguluyor
29 Aralık 2013 Pazar
PUSLU MANALAR
PUSLU MANALAR
Hayallere yüklenmiş puslu manalar
Sinelerde ise hicran meş'alesi
Ruhum buhranla inleyip durdu
Aşka âşık yüreği burkuldu
Zümrüt tepelerinden taşarken cemalin
Kalbimin sözlerine ilişir kemalin
Hayallere yüklenmiş puslu manalar
Sinelerde ise hicran meş'alesi
Ruhum buhranla inleyip durdu
Aşka âşık yüreği burkuldu
Zümrüt tepelerinden taşarken cemalin
Kalbimin sözlerine ilişir kemalin
28 Aralık 2013 Cumartesi
TÜTÜN SARISI
… Çağan o gece de uyumamıştı. Tabiat
uykudaydı ama sokaklarda bir çığlık hâkimdi. Bütün gece Yağmur’u hayal etmişti.
Çağan, Duvarlara birkaç kırık öykü fısıldarken, kitaplar ev sevdiği şarkıyı
mırıldanıyordu nihavent makamında… Güneş o gece çok nazlıydı, bulutların
arasına saklanmış çık emrini bekliyordu. Çağan, sevgiliyi görmek için sokağın
kollarına bıraktı kendini. Tütün sarısı saçları, cennetin yeşilliğini
kıskandıran gözleri ve teninin büyüsünün hasreti, bej renkli duvarlar arsından
esaretine hüküm giydirmişti. Sokaklar kumpas mı kurmuştu ne? Her gördüğü
sevgili, her görünen Yağmur’du. Kaç sokak gezdi, hangi caddede kayboldu
sayısının hiç önemi yok ama hiçbirinde sevgilinin büyüsü yoktu. Büyüsünü
heybesinde saklamış sevgiliye adım adım yaklaşıyordu.
Güneşe el sallarken, ayın çehresi
gülümsüyordu. Ay sevgilinin geldiğini işaret ediyordu pervasızca. Sevgiliyle
yürürken görmüştü yıldızlar, ardımızdan kıs kıs gülerken yakaladım. Gökyüzü
yıldızları cezalandırmıştı, bütün yıldızlar birlikte kayıyordu. Aklından o
kadar çok dilek geçiyordu ki, bir dilek tutmaya vakit yoktu. Simsiyah
gökyüzünde ay, Çağan gibi yalnızlıkla sancılanıyordu. O an “Seni Seviyorum”
diye buğulu bir ses. Sonrası uzunca bir sessizlik. Kelimeler boğazında
düğümlenmişti. Lisanın tutsaklığının acziyetini yaşıyordu Çağan. Sessizlik
yerini kalabalığa bırakmıştı Yüksel caddesinde… Heykelin yanında tabakasından
çıkardığı tütünü sararken bulmuştu.
Erkekler ağlamaz derler ya hep.
Ağlarlar, hem de kalabalıklar içerisinde hıçkırıklarla. Hangi dilde ağladığını Yüksel
caddesindeki kalabalığa sor. Heykel bile ağlıyordu gözyaşlarını belli
ettirmeden. Caddede soğuğa inat harçlığını çıkarmaya çalışan kahve falı beş
lira diye bağıran Dilara’ya sor, belki hatırlamaz ama köşe başındaki yedinci
şişenin dibini görmüş Cumhur abiye sor, muhakkak hatırlar. Akrep ile yelkovanın öpüşmesinden sonra
Çağan, kalabalıkta yalnızlaşmaya doğru yürüyordu. Cumhur abi Çağan’ın cebindeki
notu almış kafede çalan bozkırın tezenesinden dökülenler eşliğinde okumaya
başladı.
Biraz heyecanlıyım kusura bakma.
Sekizinci şişeyi açtı ve okumaya devam etti. Bütün gece gözüme uyku girmedi
sürekli seni düşündüm. Ben artık bir karara vardım bunu seninle paylaşmam
gerek. Seni tanımadan önce hep eksik bir şeyler hissediyordum, tanımlayamadığım
kötü bir his, bir boşluk gibi sanki seni tanıdıktan sonra o boşluk hiç
tanımlayamadığım hiç yaşamadığım duygulara bıraktı. Sanki o eksik olan şey
tamamlanmış gibiydi. Güzeldin, ben seni görmediğim her gün bu duyguları
yaşıyorum. Sanki bir kor gibi içimi yakıp yıkıyor ve bu günlerde katlanılmaz
bir hal aldı. Yağmur ben sensiz yarım bir adamım. Bir yanım eksik ve ben artık
yarım bir adam olmak istemiyorum yanımda hep sen ol istiyorum…
Tavsiye:
İNSAN
Ruhun ve bedenin bütünleşerek düşüncenin, iradenin ve
özgürlüğün farkındalığını yaşayan yani yaşama arzusu, ölüm korkusu, düşüncenin
özgürlüğüne itaat eden ve ruha kilitlenen dürtülerle hayata tutunabilen bedene
sarılı duyguların bütünü ayrıca geleceğe ait planları ve yaşama sevinci olan,
geçmişi irdeleyip örnek alan toplumun temel taşı olarak nitelendirirken ruha
mayalanan düşleri doğrultusunda da toplumda fonus görevini üslenen varlıktır.
Kimden bahsettiğimi anlamışsınızıdır insandan bahsediyorum benden senden
bizden… aslına bakılınca sıradan bir tanım gibi gelmekte ama kaçımız insanı
tanımladık yani kimler kendini tanımlayabildi. Belki çoğu kişi böyle birşeye
ihtiyaç duymamıştır ama eğer biz kendimizi tanımlayamazsak bir varlık olarak ne
yapmamız gerektiğini ne yapmamamız gerektiğini bilmedikten sonra topluma
yaşattığımız facianın farkında olamayız. Öncelikle sormamız gereken soru ben
kimim? Hani hep aynaların dili yok ama bir şeyler söylediğine inanırız işte
aynanın cevaplayabileceği şeysin sen…
İnsan bir varlık olarak yaşama gayesi, hedefleri, hayalleri,
idealleri ve tutkularını anlamlandırmalı. Bunlarla sarmaş dolaş olup mutluluk
serüvenini adım adım yürümeli.
Mutluluk serüveni bahara insanda varolan hislerden aşkı
meydana getirir. Bir kişiyi ya da topluluğu tutkuyla, şevkle ve çıkarsız olarak
sevmektir. Günümüzde aşk ihtiyaç olarak görülmektedir ancak aşklara heveslerin
karıştığından, kişisel çıkarların ve bencilliğin bulaştığından ve zaafları
barındırdığından yakınılmaktadır. Oysaki aşk duygu ve düşünceye şahsiyet
kazandırır, bir puta, bir tanrıçaya ya da bir hayali zata büyülenir.
İnsan, ağzından çıkan kelimelerle tartılırken, günlük
yaşantısında sıradan kelimeler kullanmamalı. Kelimeler seçilmiş, düşlerde
büyülenmiş ve hayallerde efsane yaratacak kelimelerle dans etmeli lakin
günümüzde sıradan meselelerle konuşan insanlar kendilerine sıradan ve sınırlı
bir güzellik yaratıyorlar, bir kinaye ya da içinde hakikat olmayan, çıkarla ve
gösterişle birlikte oluyorlar.
BİZİM YUNUS
Yaratılanı severiz yaratandan ötürü.
Yunus emre
Bizim Yunus, sadece Allah’a ulaşmak için çilesini
dolduran bir insan olarak anlatıldı yıllar boyunca. Hâlbuki O, zulmedene karşı eliyle ve diliyle
karşılık vermiş, haksızlığa karşı mücadele vermiş ve en önemlisi, insanı her şeyin
ölçütü kabul etmiştir. Bu şekilde, çağlar boyuncu erdemin, sevginin, saygının ve
barışın öncüsü kabul edilmiştir.
Hümanizm, insani
konularda doğaüstü inanmışlığı açıkça reddederken, inançların kendisini hedef
almaz. Hümanizm, nasyonalizmin tam tersi olan ve sadece bir ırktan, dilden,
dinde veya mezhepten insanını sevmek değil, tüm insanları ayrım gözetmeksizin
ve bir karşılık beklemeksizin sevmektir. Türkçe olarak ‘insancılıktır’ denmektedir. Genel olarak, ‘ateizm’ ve ‘agnostisizm’ (Teolojik
anlamda Tanrı'nın varlığının ya da yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin
nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir
akım)* ile bütünleşebilir ama hümanist anlayış bunlar için değildir. Hümanizm,
bu tür doğaüstü güçlerin varlığıyla ilgilenmeyen etik tabanlı bir düşünce
bilimidir. Yüzyıllardır süregelen bir hayat duruşu ilkesi ve her otorite
karşısında insanı özgürleştirme çabası hümanizmin tanımıdır.
Yunus’un
hümanizması, insanın yeryüzündeki en önemli ‘gerçek’ olduğu ve Allah’ı, kendi
içinde taşıdığı kavramdan başlayarak, manevi yaşantının kalıplaşmış dine üstün
olduğu, sevginin ve barışın en güçlü ahlakı yarattığı, insan değerine ve
haysiyetine bel bağlamak gerektiği, bütün dinleri ve bütün ulusları bir tutmak
ve bağdaştırmak ülküsünün en dürüst ilke olduğu gibi temel hümanist düşünceleri
yoğun ve ahenkli şiirlerle yaymıştır.
Hümanist düşünce, Yunus Emre’nin hayatı, duygu ve düşünce dünyası, ilmi ve tasavvuf
yönü, dili ve üslubu bakımından geniş ilgi toplayan ve derinlemesinde
değerlendirilen, sanatındaki en önemli
ve en güçlü unsurlardan biri olmuştur geçmişten günümüze. Yunus’un hümanizması,
hep kendi özgünlüğü ve orijinalliğiyle süregelmiştir. Şüphesiz insana güven
duyan, insanı yücelten, sevgiyi, insanın varoluşunun yaşamının anlamı yapan
düşüncelerdir
* wikipedia
ŞİİR ÜZERİNE
Şiir, bir yürek hoplaması, bir
ruh heyecanı ve bir gözyaşıdır. Aslına bakılırsa gözyaşları da kelimelere başkaldırmış,
saf birer şiir demektir. Bir başka ifade olarak, insanın ruh halinin,
kelimelerin yan yana dizilip, cümlecikleri oluşturmasıdır. Bazen duyup
düşünülen her şeyi tasavvur etmek, bazen de sonsuzluk düşüncesinde savrulmaktır
şiir.
Şiiri sadece söz kalıplarıyla
değerlendirmek, şiire karşı yapılan en büyük darbedir. Şiir, ruhu cezp edip,
söz dağarcıklarıyla gönüllerde hayret ve hayranlık uyandıracak. Ağızdan çıkan
her kelimenin bir ışık kaynağı gibi etrafta bulunan insanları aydınlatabilecek
ve senin en sevdiğin nesnenin en mükemmel şekilde tasvir edecek.
Şiir ikiyüzlüdür, ne demek
ikiyüzlüdür hemen aklınızı kötü şeyler getirmeyin, yani bir iç ve bir de dış
yüzü vardır. Dış yüzünden kastım, kelimeler, cümleler ve ölçü gibi kavramların,
birbiriyle dans etmesidir. İç yüzündeyse; iç âlemde mayalanan ve kelebeklerin
kanatları gibi süslü ve zarif duygular, kıvılcım gibi düştüğünde insanın
gönlünde yangın çıkaran ahenkler ve dudağına konan neyin ruhunu okşayan dem
sesleridir.
Şiir, düşünce ve duyuşun birbiriyle
kaynaşıp bütünleşerek meydana getirdiği bir tonlamadır. Duygu ve düşüncelerin,
aynı tonlamalarda yüreğinden boşalması olarak da ifade etmek, hiç de yanlış bir
tasvir olmaz diye düşünüyorum.
AŞK
Bende Mecnûndan füzün âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sadık benim Mecnûn’un ancak adı var
Bende Mecnûn’dan da öte bir âşıklık yeteneği var. Gerçek
âşık benim ama Mecnûn’un adı çıkmış bir kere!..
Aşk… En saf duyguların, bedene büründürülmüş ve aynı
ritimdeki kalp atışlarının bestelenmiş hali. Kısık sözcüklerin muhatabı, yaslı
cümlelerin özleme kavuşması… Bazen gurbete savrulan umut, bazen sılada unutulan
bir ümit… İki ayrı bedene serpilmiş ortak bir duygunun yansıması… Hicran yüklü senelerin, baharı özlemle mırıldanması…
Tanımı olmayan sihirli bir sözcük, lafzın aciz kıldığı ve mekânı olmayan avare
bir duygu.
Aşktır ki gerisi vesairedir…
Aşkı kim anlatabilir? Kim yazabilir? Kim dökebilir ki herkes
için herkesten farklı olan duyguyu kelimelere? "Aşkı anlatabilmek için
yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister". Eugene De Lacroix’in
sözü ne kadar da manidar. Kalemin gölgesi kâğıda yaklaşınca, yazacaklarım firar
ediyor. Duygularım karanlığa sürgün edilirken, mum ışığına sığınıyorum. Sonra iki
damla gözyaşı, bütün gece uyumayıp satırlara döktüğüm gerçeklik.
“Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir, asıl
mesele, hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın
içine iki kişi girip, oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır.” diye anlatır aşkı
en güzel tarifiyle Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur romanında.
Aşka karşı koyamazsın, aşk zamana meydan okur. Bir el
uzatmalısın aşka doğru, öylece bekleyemezsin geleceği.
Ey aşk, anladım meğer sen her şeymişsin
Hem öldüren bir zehir, hem dirilten bir iksir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)