MÜJDE
Hayallerin ne kadar da hayallerime benziyor. Oysa hiç karşılaşmamıştık
seninle sakar Rıza’nın kahvehanesinde… Oturup ince belli bardaktan bir çay
içseydik, aynı düşte uyanma şansımız olacaktı elbette. Çünkü sen rengârenksin
ben ise grinin bir ton kapalı hali.
Bu kez tek hücreli hapishaneden yazıyorum mektuplarımı. Adresini
bilmeden gardiyana emanet ediyorum saman kağıdına yazdığım sonunu bitiremediğim
mektuplarımı. Kalıplaşmış cümlelere inat kurulan devrik cümleler, gizli
öznesini sorgulamaktan mektuplarımın ön yüzü hep yarım kalıyor. Çünkü bütün
mektuplarımın arka yüzünde hep senin resmini çiziyorum 0.5 uçlu kalemimle.
Elinde bir kadeh, sarhoş bir vaziyette resmini çizdim bu sefer. Cennetten
müjdelendiğin haberini aldım bizim huysuz sultandan. Bu gece bana geleceğini
söyledi. Beni sermayesiz bir neşe ve heyecan sardı. Beni çıldırtan dağınık
saçları ve suskun gözleri edepli olmaya davet ediyordu. Alttan alta pervasız gülüşlerini,
karanlığımı aydınlatan mum ışığı; uykulu gözlerini, karmaşa çıkarmaya hazır fitne
sandım. Gönlümdeki bu cüretkâr hevesi yadırgayıp mahpusumdaki arkadaşlarımla
vedalaştım. Ayıpladım gecenin karanlığında baş başa içtiğimiz şarabın tadını.
Hislerime duyduğum güven tükenmek üzereyken Kurtuluş parkında
mektuplarıma göz atıyordum. Hayal kurma yetimi kaybederken görmediklerimi,
işitmediklerimi, tatmadıklarımı, hatta dokunmadıklarıma inancım halen sağlamdı.
Mucizelere inandırmıştın çünkü sen beni.
Uzun zamandır beklediğin anın gelmesini henüz çok varken çantamdaki
kitabım elime tutuştu. Ahmet Ümit sayfa 73.
Ey, uzak günlerin kokusunu,
renklerini, soluğunu bana getiren kişi.
Ey, beni tanımadan bilmeden, benim için yollara düşen kişi.
Ey, yazdıklarımın sadık okuru.
Umarım aşk nedir bilenlerdensin,
umarım yaptıklarıma bakıp,
beni aklın acımasız yasalarıyla mahkûm etmezsin.
Umarım yaptıklarımı değerlendirirken
kalbin de katılır yargılamaya.
Umarım beni suçlamazsın.
Çünkü ben kendimi suçladım.
Çünkü sen, beni benim kadar suçlayamazsın.
Çünkü kimse beni, benim kadar suçlayamaz.
Ama kendini suçlamak aşkı öldürmez, alevlendirir.
İki uçurtma birbirine inat gökyüzüne tırmanıyor üzerine hayallerimizin
çizili olduğu. Bir daha hiç kimsenin göremeyeceği uzaklıktan el sallarken
yakalıyorum en son gittiğim mekândan…