FOTOĞRAFLAR

yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2015 Salı

MÜJDE

MÜJDE
Hayallerin ne kadar da hayallerime benziyor. Oysa hiç karşılaşmamıştık seninle sakar Rıza’nın kahvehanesinde… Oturup ince belli bardaktan bir çay içseydik, aynı düşte uyanma şansımız olacaktı elbette. Çünkü sen rengârenksin ben ise grinin bir ton kapalı hali.

Bu kez tek hücreli hapishaneden yazıyorum mektuplarımı. Adresini bilmeden gardiyana emanet ediyorum saman kağıdına yazdığım sonunu bitiremediğim mektuplarımı. Kalıplaşmış cümlelere inat kurulan devrik cümleler, gizli öznesini sorgulamaktan mektuplarımın ön yüzü hep yarım kalıyor. Çünkü bütün mektuplarımın arka yüzünde hep senin resmini çiziyorum 0.5 uçlu kalemimle.

Elinde bir kadeh, sarhoş bir vaziyette resmini çizdim bu sefer. Cennetten müjdelendiğin haberini aldım bizim huysuz sultandan. Bu gece bana geleceğini söyledi. Beni sermayesiz bir neşe ve heyecan sardı. Beni çıldırtan dağınık saçları ve suskun gözleri edepli olmaya davet ediyordu. Alttan alta pervasız gülüşlerini, karanlığımı aydınlatan mum ışığı; uykulu gözlerini, karmaşa çıkarmaya hazır fitne sandım. Gönlümdeki bu cüretkâr hevesi yadırgayıp mahpusumdaki arkadaşlarımla vedalaştım. Ayıpladım gecenin karanlığında baş başa içtiğimiz şarabın tadını.

Hislerime duyduğum güven tükenmek üzereyken Kurtuluş parkında mektuplarıma göz atıyordum. Hayal kurma yetimi kaybederken görmediklerimi, işitmediklerimi, tatmadıklarımı, hatta dokunmadıklarıma inancım halen sağlamdı. Mucizelere inandırmıştın çünkü sen beni.

Uzun zamandır beklediğin anın gelmesini henüz çok varken çantamdaki kitabım elime tutuştu. Ahmet Ümit sayfa 73.

Ey, uzak günlerin kokusunu,
renklerini, soluğunu bana getiren kişi.
Ey, beni tanımadan bilmeden, benim için yollara düşen kişi.
Ey, yazdıklarımın sadık okuru.
Umarım aşk nedir bilenlerdensin,
umarım yaptıklarıma bakıp,
beni aklın acımasız yasalarıyla mahkûm etmezsin.
Umarım yaptıklarımı değerlendirirken
kalbin de katılır yargılamaya.
Umarım beni suçlamazsın.
Çünkü ben kendimi suçladım.
Çünkü sen, beni benim kadar suçlayamazsın.
Çünkü kimse beni, benim kadar suçlayamaz.
Ama kendini suçlamak aşkı öldürmez, alevlendirir.

İki uçurtma birbirine inat gökyüzüne tırmanıyor üzerine hayallerimizin çizili olduğu. Bir daha hiç kimsenin göremeyeceği uzaklıktan el sallarken yakalıyorum en son gittiğim mekândan…

27 Eylül 2014 Cumartesi

BENİM ADIM “KIRMIZI”

BENİM ADIM “KIRMIZI”

   En uzak yatılı bölge okulundan… Çatlamış duvarlarıyla Mambo dansı yapan ve nice depremlere ev sahipliği yapmış yatılı bölge okulundan… Çocukluğumun hayallere gebe kaldığı günlerinde her şeyin hayal ürünü olup gerçeklikle herhangi bir bağının olmadığını sorgulamaya başladığım dönemlerden tozlu raflarda kalan çocukluğumu, yalanlarıma alet ediyorum. Benim adım “Kırmızı”.

     Henüz on iki yaşındayım. Siyah önlüğün modası geçer geçmez ortaya çıktı mavi önlük. Mavi önlüğümün üzerinde nedendir bilinmez haftaların yemek çizelgesi. En son yediğim helle çorbasının dekoru hala okunabiliyordu.  Hobi olarak yapmıyordum, yemeyi bilmediğimden.

   Günlerden kara kışın ortası, tipinin rüzgara meftun olduğu saatlerde sokağın orta yerinde yapayalnız yürüyordum. Bembeyaz gelinlik içerisinde kırmızı bir nokta olarak beyazın üzerinde raks ediyordum. Rotamı kaybetmiştim cılız yanan sokak lambaları ritminin altında. Ne aradığımı bilseydim konuşacaktım benim gibi yapayalnız dolaşan ay parçasıyla. Beni uzaktan takip ettiğini fark ettiğimde bulutların arasına saklanma çabalarındaydı. Yakamozsa, beyaz gelinlik üzerinde sabahı bekliyordu. Mezun olalı iki yıl geçmiş olan lise okulumun önünden geçiyordum ki anılarım, acı lahmacun rengiyle boyalı duvarlara işlenmişti. Selam verip uzaklaştım yanlışlıkla.

   Aşk’ın yazıldığı gibi okunduğu yıllara gelmiştim. Gözlerini ezberlemiştim bir gün sınavda sorarsın diye. Sınav saatine çok geç kalmıştım meğerse. Yanlış ezberlemişim yosun yeşili gözlerini. Hep kaçamak bakışlarından kaynaklanıyordu.


   Henüz eylül ayına 12 ay varken tütün sarısı saçların gözlerime ilişmişti. O gün boş kağıt uzatmıştım karalamak için. Kenarları hafif ıslanmıştı gözyaşımdan. Hayallerimi çizmiştim kaleme ihtiyaç duymadan. Duygularım arka sayfasında gizleniyordu sessizce. Günaha davet ediyordu habersizce. Oysa dünyadan kovulmamızı Tanrı istemişti. 





12 Ağustos 2014 Salı

CEBECİ’DE SAĞNAK YAĞMUR

CEBECİ’DE SAĞNAK YAĞMUR

“Gözleri bir efsundu kalbime kazınan, her düşte her ufukta yüreğimde mayalanıyor…”

Gökyüzü sağnak sağnak yağmur, Cebeci’nin ara sokaklarında yürüyorum. Köşedeki bakkal Şükrü’nün önünden geçip ara sokağa dalış yaptım.  Sokağın sonuna geldiğimde kokoreç kokusu mahalleyi iyice sarmıştı. Birol kokoreçlerle savaş muhasebesi yaparken geldiğimi fark etti. Kokoreç arabasının üstüne bold harflerle yazılan “Yetimin Yeri” yazısını dikkatlice incelerken Birol yanımdaki tabureye ışık hızıyla oturdu.

“Abi acısız, dur ayran da vereyim” diyerek kokoreç arabasının yanındaki masanın altındaki ayran kolisinin jelatinini yırtarak aldı ve yanıma gelene kadar ayranı çalkaladı. Ayranı uzattı ve tabureye oturdu.

İki kelam etmeye hazırlanırken radyonun cızıltısı başladı. Her gün aynı saatte başlayan Zeki Müren şarkıları çalmaya başlamıştı. Zeki Müren hastası olan çırak Hüsnü, elindeki bıçağı tahtanın üzerine bıraktı. Kısık sesle başlayan Zeki Müren’in “Gözlerin Doluyor Gecelerime” şarkısının sesini artırdı.

Sokak sessizliğe bürünerek müziğin ritmiyle dans etmeye başladı. Tabiat müziğin ahengine secde edip, hayal kurmaya başladı. Uzunca süren sessizlikte Hüsnü kendini kaptırdı. Bağıra bağıra Zeki Müren’e eşlik etmeye başladı. “Çileli doğmuşum zaten ezelden” diye bağıran Hüsnü bir anda susuverdi. Cüneyt abi balkona çıkıp Hüsnü’ye bağırmaya başladı. “Kapat lan müziği yavşak, saat kaç oldu”

Hüsnü alelacele radyonun tuşuna bastı. Birol’le birlikte kıs kıs gülüşmeye başladık. Cüneyt abi küfrede küfrede içeri girerken, Hüsnü gözlerini üzerimize dikti. Gülüşmelerimizi kestik. Birol kokoreç arabasının başına geçti ve ocaktan kokoreç keserek tahtanın üzerine koydu. Küçük parçacıklar haline getirdi. Ocaktan domates ve biber alarak tahtada küçük küçük kıydı. Kokoreçlerle birlikte ekmeğin arasına koyarak müşteriye verdi.

Kokoreç bittikten sonra yürümeye başladım. Cebimden çıkardığım sigara tabakamdan bir dal aldım ve sokağın sonuna kadar sigaramı tüttürerek yürüdüm. Kaybettiğim evimin kapısını sabaha kadar aradım.










19 Haziran 2014 Perşembe

YALNIZLIK EKSPRESİ

Tutkulardan ve düşlerden insanları arındırmak mı, yoksa bedeni insanların görmediği yerlerde saklamak mı yalnızlık? Sahi, nedir bu yalnızlık? Muhabbete küsüp bulutlara özlemini yüklemek, hayallere kapıları kapayıp ıssız bir limana demirlemek, sükut çığlıklarının kulaklarında çınlamasıyla yabancılaşmak hayata ve hayatındakilere... 

Umutları rüzgarlara ısmarlayıp, kapattım bütün gedikleri. Gözlerime herhangi bir göz ilişmiyor, hislerimse aynalarda görücüye çıkmış. Gecenin karanlığı vururken odama, masamın üzendeki cevapsız sorular, mürekkeple dans ediyor. Bedenim adresini kaybetmiş, yalnızlık istasyonunda tek kişilik biletle, vagona doğru hızlı adımlarla yürüyordu. Hareket etti yalnızlık ekspresi, ardında kara duman bırakarak. Yaşadıklarımı uyutup bıraktım kara kutumda, bej renkli dört duvar arasındaki karyolamın altında. Bir sonraki durağa sürükleniyordum hayallerimle, düşlerimle ve inançlarımla. Yağmur tanelerinin peşinde koşup tutmaya çalışıyorum, yalnızlığımı paylaşabilmek için indiğim son durakta.

“Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz” diye söylenirken kendi kendime, Özdemir Asaf’ın neler hissettiğinin anlamıştım. İçimden gelmiyor paylaşmak yaşadıklarımı, yaşatılanları. Bağlanmak istiyorum körü körü yalnızlığa. Günlerimi daha fazla yaşayarak, vakit kavramına küsmek istiyorum. Her sabah alarm kurmayacağım, horozun sesine uyanmayacağım. Gecem sabahım olacak, gündüzümse, ay ışığında yıldızlarla, acem aşran makamında ezgiler icra edecek. 

Yalnızlık, sevgiliden, yardan, diyardan ayrıldığınızda bedenini kaplayan, tarifi olmayan his değildir. Yalnızlığı bir arkadaş olarak Alman Goethe’nin dediği gibi “yalnızlık en büyük servettir.” En büyük servete sahip olmanız dileğiyle...