TARLABAŞI NOTLARI
Tarlabaşı… İstanbul’un elvan (rengârenk) sokakları... Nostaljik
dokusu…
Tarlabaşı,.. Yıkılan binalara karşı
ayakta durmaya çalışan insanlar… Sokaklar dar olması ve sokak aralarındaki
iplerden asılan çamaşırlar dikkatimi celp etmişti. İki apartman arasında
çamaşırların iplere nasıl asılıp, kuruyunca çamaşırların nasıl toplandığı merak
konum olmaya başlamışken sokaktaki çocukların gözleri üzerimdeydi. Top oynayan
çocuklar… Pantolonları hafif kısa ve kirli… Çocukların çehrelerini yıkılan
binalardan kalkan tozlar öpüyordu. Top oynarken yüzlerindeki terleri kazak
kollarıyla silmeleri masumiyetlerini besliyordu. Tarlabaşı’nın en masum
çocukları…
Köşe başında benzin varilinde yükselen
ateşin etrafında toplanan kâğıt toplayıcı gençler hayatı gelişine
sallıyorlardı. Gençlerin yanından geçerken gözleri beni süzüyordu. Yanlarından
geçerken yoğun muhabbetlerine ara verdiler. Arkamdan beni izlemeleri
telaşındaydılar. Rotasını kaybetmiş biri olarak yanlarından hızlı adımlarla
uzaklaşırken, muhabbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler.
Sokaktan iyice ilerleyince pazara
rastladım. Ara sokaklarda kurulan pazar oldukça kalabalıktı. Pazardaki
kalabalığa selam verip tekrar ara sokaklardaki çocukların bağrışlarına kulak
verdim. Sokakların eşsiz atmosferinde muhteşem mimarileri ölümsüzleştirmek
adına parmağım sürekli fotoğraf makinesinin deklanşöründeydi.
Binaların pencerelerindeki
parmaklıklardan, sokaktaki çocukların oyunlarını izleyen çekingen küçük kız
çocukları, ellerindeki oyuncak bebekleriyle mahallenin mutluluğuna ortak olma
çabasındaydı.
Her sokakta tinerci, balici veya kâğıt
toplayan insanlara rastlamak mümkündü. Bu yaşantılarını kabullenmişlerdi.
Özgürlüğün ve mutluluğun tadını bu yaşantıda arayan insanların mahallesinin
kayıp sokaklarında, kendimden bir şeyler bulma gayesi hayal kırıklığıydı. Biraz
yokuş bir sokağa doğru yürümeye devam ederken, benim yaşlarımda bir grup gencin
“burada fotoğraf çekme” diye bağrışlarını duydum. Arkamı döndüğümde hızlı
adımlarla bana doğru ilerliyorlardı. Daha öncesinde bloglardan okuduğum kadarıyla
fotoğraf çekenlerin polis olmalarında şüphelendikleri için, beni polis
zannettiler galiba diye düşündüm. Kalabalık iyice artmaya başlayınca “fotoğraf
çekmemin kime ne zararı var” diye kalabalığı ikna etmeye çalışırken,
söylemlerim ciddiye alınmıyordu. “Hayır, burada fotoğraf çekme ve çektiklerini
hemen sil” diye emir vermeye başladılar. Aksi takdirde “fotoğraf makineni alır
kırarız” diye tehditler savurmaları üzerine makinemi açtım ve en son kareyi
üzülerek silmeye başladım. “Tamam, sildim” deyip makineyi kapattım. Diğer
fotoğrafları silmemek için hileye başvurdum ve fotoğraf makinemi çantama
koydum. Kalabalık dağılmaya başlarken çıkış yolunu gösteren bir gence itaat
edip Tarlabaşı’na elveda dedim.