BENİM ADIM “KIRMIZI”
En uzak yatılı bölge okulundan…
Çatlamış duvarlarıyla Mambo dansı yapan ve nice depremlere ev sahipliği yapmış
yatılı bölge okulundan… Çocukluğumun hayallere gebe kaldığı günlerinde her
şeyin hayal ürünü olup gerçeklikle herhangi bir bağının olmadığını sorgulamaya
başladığım dönemlerden tozlu raflarda kalan çocukluğumu, yalanlarıma alet
ediyorum. Benim adım “Kırmızı”.
Henüz on iki yaşındayım. Siyah
önlüğün modası geçer geçmez ortaya çıktı mavi önlük. Mavi önlüğümün üzerinde
nedendir bilinmez haftaların yemek çizelgesi. En son yediğim helle çorbasının
dekoru hala okunabiliyordu. Hobi olarak
yapmıyordum, yemeyi bilmediğimden.
Günlerden kara kışın ortası, tipinin
rüzgara meftun olduğu saatlerde sokağın orta yerinde yapayalnız yürüyordum.
Bembeyaz gelinlik içerisinde kırmızı bir nokta olarak beyazın üzerinde raks
ediyordum. Rotamı kaybetmiştim cılız yanan sokak lambaları ritminin altında. Ne
aradığımı bilseydim konuşacaktım benim gibi yapayalnız dolaşan ay parçasıyla.
Beni uzaktan takip ettiğini fark ettiğimde bulutların arasına saklanma
çabalarındaydı. Yakamozsa, beyaz gelinlik üzerinde sabahı bekliyordu. Mezun
olalı iki yıl geçmiş olan lise okulumun önünden geçiyordum ki anılarım, acı
lahmacun rengiyle boyalı duvarlara işlenmişti. Selam verip uzaklaştım
yanlışlıkla.
Aşk’ın yazıldığı gibi okunduğu
yıllara gelmiştim. Gözlerini ezberlemiştim bir gün sınavda sorarsın diye. Sınav
saatine çok geç kalmıştım meğerse. Yanlış ezberlemişim yosun yeşili gözlerini. Hep
kaçamak bakışlarından kaynaklanıyordu.
Henüz eylül ayına 12 ay varken
tütün sarısı saçların gözlerime ilişmişti. O gün boş kağıt uzatmıştım karalamak için. Kenarları hafif ıslanmıştı gözyaşımdan. Hayallerimi çizmiştim kaleme
ihtiyaç duymadan. Duygularım arka sayfasında gizleniyordu sessizce. Günaha
davet ediyordu habersizce. Oysa dünyadan kovulmamızı Tanrı istemişti.