Ruhun ve bedenin bütünleşerek düşüncenin, iradenin ve
özgürlüğün farkındalığını yaşayan yani yaşama arzusu, ölüm korkusu, düşüncenin
özgürlüğüne itaat eden ve ruha kilitlenen dürtülerle hayata tutunabilen bedene
sarılı duyguların bütünü ayrıca geleceğe ait planları ve yaşama sevinci olan,
geçmişi irdeleyip örnek alan toplumun temel taşı olarak nitelendirirken ruha
mayalanan düşleri doğrultusunda da toplumda fonus görevini üslenen varlıktır.
Kimden bahsettiğimi anlamışsınızıdır insandan bahsediyorum benden senden
bizden… aslına bakılınca sıradan bir tanım gibi gelmekte ama kaçımız insanı
tanımladık yani kimler kendini tanımlayabildi. Belki çoğu kişi böyle birşeye
ihtiyaç duymamıştır ama eğer biz kendimizi tanımlayamazsak bir varlık olarak ne
yapmamız gerektiğini ne yapmamamız gerektiğini bilmedikten sonra topluma
yaşattığımız facianın farkında olamayız. Öncelikle sormamız gereken soru ben
kimim? Hani hep aynaların dili yok ama bir şeyler söylediğine inanırız işte
aynanın cevaplayabileceği şeysin sen…
İnsan bir varlık olarak yaşama gayesi, hedefleri, hayalleri,
idealleri ve tutkularını anlamlandırmalı. Bunlarla sarmaş dolaş olup mutluluk
serüvenini adım adım yürümeli.
Mutluluk serüveni bahara insanda varolan hislerden aşkı
meydana getirir. Bir kişiyi ya da topluluğu tutkuyla, şevkle ve çıkarsız olarak
sevmektir. Günümüzde aşk ihtiyaç olarak görülmektedir ancak aşklara heveslerin
karıştığından, kişisel çıkarların ve bencilliğin bulaştığından ve zaafları
barındırdığından yakınılmaktadır. Oysaki aşk duygu ve düşünceye şahsiyet
kazandırır, bir puta, bir tanrıçaya ya da bir hayali zata büyülenir.
İnsan, ağzından çıkan kelimelerle tartılırken, günlük
yaşantısında sıradan kelimeler kullanmamalı. Kelimeler seçilmiş, düşlerde
büyülenmiş ve hayallerde efsane yaratacak kelimelerle dans etmeli lakin
günümüzde sıradan meselelerle konuşan insanlar kendilerine sıradan ve sınırlı
bir güzellik yaratıyorlar, bir kinaye ya da içinde hakikat olmayan, çıkarla ve
gösterişle birlikte oluyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder