FOTOĞRAFLAR

28 Aralık 2013 Cumartesi

AŞK

Bende Mecnûndan füzün âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sadık benim Mecnûn’un ancak adı var

Bende Mecnûn’dan da öte bir âşıklık yeteneği var. Gerçek âşık benim ama Mecnûn’un adı çıkmış bir kere!..

Aşk… En saf duyguların, bedene büründürülmüş ve aynı ritimdeki kalp atışlarının bestelenmiş hali. Kısık sözcüklerin muhatabı, yaslı cümlelerin özleme kavuşması… Bazen gurbete savrulan umut, bazen sılada unutulan bir ümit… İki ayrı bedene serpilmiş ortak bir duygunun yansıması…  Hicran yüklü senelerin, baharı özlemle mırıldanması… Tanımı olmayan sihirli bir sözcük, lafzın aciz kıldığı ve mekânı olmayan avare bir duygu. 
Aşktır ki gerisi vesairedir…
Aşkı kim anlatabilir? Kim yazabilir? Kim dökebilir ki herkes için herkesten farklı olan duyguyu kelimelere? "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister". Eugene De Lacroix’in sözü ne kadar da manidar. Kalemin gölgesi kâğıda yaklaşınca, yazacaklarım firar ediyor. Duygularım karanlığa sürgün edilirken, mum ışığına sığınıyorum. Sonra iki damla gözyaşı, bütün gece uyumayıp satırlara döktüğüm gerçeklik.

“Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir, asıl mesele, hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip, oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır.” diye anlatır aşkı en güzel tarifiyle Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur romanında.

Aşka karşı koyamazsın, aşk zamana meydan okur. Bir el uzatmalısın aşka doğru, öylece bekleyemezsin geleceği.

Ey aşk, anladım meğer sen her şeymişsin

Hem öldüren bir zehir, hem dirilten bir iksir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder