GÖNÜLLÜ KÖLELİK: AŞK
Gri şehrin yorgunluğu gökyüzüne
bakınca anlaşılıyordu. Güneş, bulutların
ardında tutsak kalmış, sipariş üzerine yaşanan aşklara kükrüyordu gurup vaktine
bir saat kala.
Cebeci’den Kurtuluş’a doğru Cemal
Gürsel caddesinde, yoğun trafiğe inat hızlı adımlarla sağanak yağış altında yürüyorum.
İki haftadır üzerinde çalıştığım kataloğun tasarımını gecenin beşine ramak kala
bitirebilmiştim.
Kataloğu teslim etmek için Kıbrıs Caddesindeki
tasarım ofisine girdiğimde Aymina’yla göz
göze geldim. ‘Merhaba Aymina’ dedim renksiz ve duygusuz sesimle. “Merhaba”
diyorum gülümseyerek. Aymina gülümsemiyor ama ben gülümsediğini düşlüyorum. Aymina’nın masasına doğru ürkek adımlarla
ilerlerken bir yandan da gözlerim Serdar’ı arıyordu. Kataloğu Serdar’a teslim
etmem gerekiyordu.
‘Hoş geldin Numan’ derken yüzündeki
güzelliğin adının anlamını tasdik ettiğine şahit oluyorum. İsmini Cennette ki en güzel hurinin adından
alması, bu dünyada güzelliğini haksız çıkarmamıştı.
“Serdar abinin misafiri var istersen
şöyle biraz otur, çıkınca görüşürsün” derken tekrar göz göze geldik. Utancımdan
gözlerine bakmayı sürdüremedim. Tamam diyerek siyah koltuğa oturdum. Çay içer
misin? Çayın altını yeni kapattım ama bir bakayım. Hayır, hayır teşekkür
ederim. Teslim edip çıkmam lazım.
Kataloğu tekrardan göz geçirmeye
başladım, bir yandan da göz ucuyla Aymina’ya bakarken göz göze gelmekten
korkuyor ve kısa süreli bakışlarla buğday rengindeki tenine uyum sağlamış kül sarısı
saçlarını göz ucuyla süzüyordum. Serdar abinin odasının kapısının açılmasıyla ayağı
kalkıp, odaya doğru yürüdüm. Serdar abi çok yoğundu. Az önce çıkan kırklı
yaşlardaki adamın arkasından küfürleri sıralıyordu. İçeri girdiğimi fark
etmemişti.
“Merhaba Serdar abi.” Kafasını kaldırıp şöyle bir süzünce, Numan
getirdin mi kataloğu. Evet abi. Kataloğu Serdar abiye verdim ve karşısındaki
koltuğa oturdum.
Serdar abi göz ucuyla kataloğu
incelerken “şerefsizler, bi boktan anlamıyorlar, sonra kafamızın etini
yiyorlar” diye söyleniyordu. Olayın perde arkasını öğrenmek için hayırdır abi
kime bu iltifatların böyle.
“Az önce çıkan lavuk. Geçen hafta
yaptığımız kataloğun resimleri neden net değil diye kafamı ütülemeye gelmiş.
Para verip fotoğrafçı tutmamışlar, cep telefonuyla çektikleri resimleri
göndermişler. Sonra neden bu fotoğraflar net değil diyorlar a… …tıklarım.”
“İyi olmuş, güzel iş çıkarmışsın
ellerine sağlık. Yarın ben gönderirim şirkete bunları. Ufak tefek düzeltme
isteyebilirler, ben seni ararım.”
Tamam abi deyip çıkarken serdar abi
sigara sigarasını yakıp iltifatlarına kaldığı yerden devam ediyordu.
Aymina lacivert paltosunu giyiyordu.
Ben de çıkıyorum birlikte çıkalım diye söylenince birden irkildim. Kısık bir
sesle tamam demekle yetindim.
“Dur şu bilgisayarı kapatıp
geliyorum.”
Kıbrıs caddesinden Ziya Gökalp
caddesine doğru yürümeye başladık. Yağmur dinmişti. Kızılay’a doğru yürürken Aymina
iş yoğunluğundan şikâyetlerini bir bir sıralıyordu. İş yoğunluğu şikâyetlerinden
sıkılmaya başlayınca bir yerlerde oturup içmeyi önerince, Aymina dünden razıydı
sanki.
“Uzun zamandır içmiyorum zaten”
dedikten sonra hemen söze atlayarak ‘Şükrü abinin mekâna gidelim o zaman’ dedim
Şükrü abi kim der gibi gözlerime
bakıp bir açıklama bekliyordu benden. Ayminan’nın üzerindeki tedirginliği
gidermek için ‘çok güzel bir mekân sende beğeneceksin’ dedim.
Adımlarım hızlanmaya başlamıştı.
Aymina takip etmekte zorlanıyordu. Şükrü abinin barından içeri girince
duvardaki tablolar Aymina’nın dikkatini çekmişti. Duvarlardaki Siyah beyaz
portreler kahverengi duvarların diliydi. Cam kenarındaki masaya oturunca garson
takibimizdeydi. Aymina lacivert paltosunu çıkarıp yandaki sandalyenin üzerine
koyunca, gözlerim Aymina’nın göğüs dekoltesine takılmıştı. Garson menüleri
masanın üzerine koymasıyla ortamın büyüsünün içine etmişti.
Garsonla Şükrü abinin gelip
gelmediğini konuşurken, Aymina üçüncü katın penceresinden caddedeki kalabalığı
izliyordu.
Aymina ne içeceksin demek isterken
menüyü alarak göz ucuyla biralara baktı ve ‘ Ben bi Beck’s alabilir miyim’
dedi. Garson bana doğru gözlerini çevirinde ben bir kadeh cin alabilir miyim
ama toniği az olsun lütfen. Garson isteklerimizi not edip bizi yalnız bıraktı
sonunda.
Kısa süren sessizliğe Karla Bonoff’un
All my life şarkısı ilaç gibi gelmişti. Müziğin bitişine doğru garson
içkilerimizi getirdi. İkilerimizden birer yudum aldıktan sonra Aymina yeşil
gözlerini bana çevirdi. Sanki hiç ummadığı bir davranışta bulunmuşum da
anlamaya çabalıyordu. Bebek mavisi giysisinin baştan çıkarıcılığı,
dudaklarındaki rujun davetkârlığı hayallerimdeki masumiyeti gölgeliyordu.
Muhabbetimiz, üçüncü kadehte
erkeklerin düşüncelerinden açılmıştı. Erkeklere
karşı düşüncelerini apaçık benimle paylaşırken sarhoş olmaya başladığına kanaat
getirdim.
“Bence iyi erkek yoktur bu hayatta.
Bütün erkeklerin kafasında yatan şey, hoşlandığı kadınla birlikte olmak,
kadınların ardından planlar yaparak yalan söylemek. Hatta cinayet bile işler…
Sırf o kadını elde etmek için her şeyi yapar… Peşlerinden koşar, kadınları
çileden çıkaracak hareketler yapar.”
Aymina’nın daha fazla konuşmasına
devam etmesini istemediğim için araya girerek ‘her erkek böyle düşünmez’ dedim.
Ancak bu kadar sarhoş olmuşken beni anlayacağını ummuyordum. Aymina’nın gözleri
uzun süreli kapanıp açılırken. Gözlerinin açık olduğu bir anda yakaladım ve
‘Beni o erkeklerden biri olarak mı görüyorsun’ dedim.
Durdu, gülümsemeye başladı ve
kadehinden bir yudum daha aldı. Evet diyecek zannettim ve irkildim. Beni nasıl
biri olarak tanıyor diye ağzından çıkacak kelimeler için ayık olan bütün
hücrelerimi masaya serdim.
Cebimden çıkardığım sigarayı yaktım
ve sorumun cevabını alabilmek için bekledim ancak cevap falan vermedi. Bütün
bar coşarken bizim masada cenaze olduğundan şüphelendim.
Aymina, ‘Hadi gidelim artık, uzun
süre aynı mekânda durmaktan sıkıldım’ dedi ve elini paltosuna atınca, ben
sorumun cevabını alamamaktan yakınmaya başladım.
Masadan kalkarken, ‘Tamam seni eve bırakayım
çok sarhoşsun’ dediğimde gözlerini bana doğru dikti ve içinde bir korku
hissettiği anladım.
Bir şey mi oldu diye sormaya
yeltenince ‘ya bugün sende kalabilir miyim’ dediğinde suspus oldum. Babam şimdi
laf eder, neredeydin, neden bu kadar içtin falan diye, hiç gerek yok şimdi,
çekemem’.
Ben ne diyeceğimi bilemedim. İçimden
bütün şüpheleri bir kenara bırakarak ‘tamam o zaman gidelim.’ Barın önünde
bekleyen taksiye binerek Cebeci’ye doğru gidince içimde bir tarifini bilmediğim
bir korku hapsolmuştu. Aymina’nın omzuma başını koymasıyla içimdeki bu his
çapını büyütmüştü. Teninin sıcaklığını barda hissetmiştim. Kokusu ise
yanımdayken başımı döndüremeye yetmişti.
Evin önünde indiğimizde Aymina’nın
gözleri bizi ateşli bir sevişmenin beklediğini ima ediyor gibiydi. Ancak
içimdeki korku sevişme şevkimi alt üst etmişti.
Komşum falan yoktu ve kimse bizi
rahatsız etmeyecek diye içimden geçirdim. Ne zaman böyle bir düşünce içine
kapıldığımı hatırlamıyorum. Sarhoşluğumun kurbanı olarak tanımlayabildim ancak.
Kapıyı açınca kanepenin üzerindeki
kazağım ve iskemlenin altında duran gri çoraplarım ilk gözüme çarpanlardandı. Aymina
eve girince hiç yabancılık çekmemiş gibiydi, sanki yıllardır bu evde yaşıyormuş
gibi rahatça tavırları korkularımın tercümanı olmaya başlamıştı.
Paltosunu kanepenin üzerine atarak,
dikkatini çeken kitaplığıma doğru ilerledi. Kitapların arasından Cemal
Süreya’nın Güz Bitiği kitabını alıp karıştırmaya başladı.
Bir Şeyler içmek ister misin diye
seslenince kitabı yerine koyarak bana döndü ve yürümeye başladı. Gözlerindeki
ateş miydi yoksa gözyaşına dönüşmemiş bir acı mı diye içlenirken, karşımda
bütün şehvetiyle duruyordu. Ayminayı yavaşça kendime çektim O da uysalca
yanaşmayı tercih etti. Dudaklarıma yapıştı, usulca onu incitmeden sevişmeye başladım.
Bedeni çok sevdiğim bir müziğin ritmini besteler gibi bir şefkatle kıpırdanmaya
başladı.
Aymina’nın elinden tutup yatak
odasına doğru sürükledim. Öpüşmeler devam ederken bir şey eksikti. Teni yabancı
gibiydi, öpüşmeler sevgisizdi ve bir içtenliği yoktu. Nedendir bilinmez ama
sevişmede bir samimiyet, bir sevgi ya da ne bileyim bir sahicilik aramaya
başladım. Sonunda bu işi yapamayacağıma karar verdim ve özür dileyerek sırt
üstü yatağa uzandım.
Aymina’nın gözlerindeki şaşkınlık
vardı. Biraz dinlenince tekrar sevişmeye başlarız heyecanı vardı. İçimdeki
karamsar korkunun coşmasıyla, ‘hadi uyuyalım artık’ dedim ve gözlerimi
kapattım. Aymina öyle şefkatle sarılmıştı ki, bu sevişirken göstermediği bir
duygu olduğunu hissediyordum. Başımı Aymina’nın göğsüne yaslayarak ve teninin
kokusunu içime çekerek saatin tik takları eşliğinde uyudum.
Günaydın…
Tavsiye:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder